2 Mayıs 2022 Pazartesi

GEÇMİŞİN RAMAZAN BAYRAMLARI

 RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Bu gün bayram 1 nci günü kaç gündür bir şeyler yazayım diyorum göğsümün üstüne bir öküz oturmuş bir türlü kalkmıyor
o kadar ağır geldi başka blr şey düşünemiyorum
2 sene önce bir bayram mesajı paylaşmışım akide şekerleri diye okudukça alıyor beni geçmişe sürükleyip duruyor
Okuyanlar diyecek yine mi eskilerimi anlatacaksın
Bırak o günleri mazide kaldı diyenleri duyar gibiyim
Hadi soruyorum hepinize bu gün ile 50-60 yıl öncesini bir gözünüzün önüne getirin önce bu güne bakalım
Bayram namazına gidiyorum caminin etrafı çoluk çocuk kadın dolu ellerinde birer poşet köşe başlarını tutmuş nereli olduğunu bile bilmiyorum
Çingeneler, Suriye'liler, Afgan’lılar kaynıyor ortalık 85 bin cami var 200 binden fazla insan dileniyor ihtiyacı var mı bilemiyorsun
Öbür tarafta kutsal ramazan ayında mescidi Aksa’da müslümanlara yapılan zulüm
Kuzey ırak da bitmeyen blr kavgada hayatını kaybeden gencecik insanlar
Ukrayna da ne için ve kimler için olduğu belirsiz blr savaşın içinde ölen çocuklar, kadınlar ve yaşlılar
kendi çocukluğum aklıma geliyor bir gün önce rahmetli annem bayram temizliğini yapmış burmalı tatlısını hazırlamış yanında un helvası ve yaprak dolması
sadece bizde mi komşularımız bir yarış içinde un var yağ var fındıklı baklavalar su börekleri ve yaprak dolmaları her evde özenle hazırlanırdı eş dost akraba damatlar gelinler gelecek herkes hünerlerini ortaya döker bu bayram tesadüf mayıs ayına denk geldi mekanı cennet olsun helvacı dayım ve rahmetlı olan oğlu helvacı dursun o kadar güzel mayıs helvası yaparlar ki
Kulakda kulağa ünleri bütün Bulancak ve Giresun da, yayılmıştı helvacı lakapını bu ününden dolayı almışlardı
helva sattıkları bakkal dükkan ve üstü ev olan 2 katlı bina etrafını saran yüksek katlı apartmanlar içinde görüntü kirliliği yapıyormuş
Bulancak belediyesi tarafından yıkıldı tıpkı Rumlardan kalan tarihi iki katlı köşkler ve taş evler hepsi birer birer yıkılıp yerlerine birbirine paralel apartmanlar yapılması gibi
o güzelim bahçe içindeki evler yok olup gitti
bu konuyu defalarca yazdım sebepi
Bulancak doğduğum yer her gittiğimde geçmişin yok olduğunu görüyorum
o,güzellikler ancak anılarımda kalanları yazıyorum belki bir okuyan olur çocukluğumun bayram günlerine dönmek istiyorum bana ve kardeşlerime imkanları dahilinde alınan bayram giysileri
bayram sabahı giymek için gözümüze uyku girmezdi
sabah erkenden kalkar sevinçle yeni giysilerimizi giyer
elimizde birer torba annemin diktiği komşulara bayram ziyaretine giderdik
çoğu yerde elimize akide şekeri verselerde hali vakti yerinde olanlar para,çikolata ve lokum verirdi önce paralı evlere giderdik
kahramanlı hacı amcanın büyük evine ziyaret ederdik çünkü hacı amca bize para verirdi
sonra, fırıncı Ragıp dayılara Vehbi amcalara manifaturacı Raşit ve Melahat ablamızın evine giderdik tam bizim evin karşısında bahçe içinde kuyusu ve rengarenk gülleri olan iki katlı bir evdi
Karaibrahimgillerin iki katlı taş evleri , sinemacı Şemsi Emecanların eski Türk evleri onun karşısında helvacıgillerin ahşap evi yanında
rahmetli özdemir eniştemin bahçe içinde iki katlı evi onun karşısında eski ahşap ev sıçan İbrahim ve Ali Rıza, Sofu dayı, Katagiller, ayı Dursunlar, muhacir Abdullah, Kıroğuları malikanesi, totocu Ali, züccaciyeci Şinasi, eski PTT, Üstündağların fırını hamam ve Gümüş Ahmetin kahvesi
bu sadece etrafımızdaki bahçe içinde yakın komşularımızın evi hepsini tek tek dolaşırdık
benim çocukluğumda Bulancak da, evler çoğu bahçe içinde ve iki katlı idi tıpkı eski İstanbul resimlerini paylaşanların o günlerden kalan eski evler bahçe içinde köşkler adaların eski güzelliklerini özledikleri gibi
Hadi kıyas yapalım bakalım o günlerin bayramı mı bizim yaşadığımız çocukluğumuzun bayramları
Değişmeyen bir tek şey var ebediyete uğurladığımız anneler babalar sevdiğimiz insanlar hepsi değişmeyen mekanlarında yan yana yatmışlar
arife günü kardeşim videosunu çekmiş orada olmuş kadar hüzünle izledim bir şeyler yazamadım
hakikati karşımda görmek hepsine dualarla anmak ebedi yaşamlarında, nurlar içinde olsun diyebiliyorsam bu topraklarda özgürce bayrağımız dalgalanıp ezanlar okunuyor camiler de dualar okunup mezarlıklarınızı ziyaret edebiliyorsak
hayatları pahasına bu vatanı savunup bizlere yaşamamızı sağlayan Türkiye cumhuriyetini kuran Mustafa, Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına borçluyuz
minnet ve şükranla anıyorum nurlar içinde olsunlar ebedi yaşamlarında bu bayram ve her bayram onları dualarla anmaya devam edeceğim
Türk halkının kardeşlerimin dostlarımın ve sevdiklerimin
Ramazan bayramını kutlar sağlıklı yaşamlar dilerim.
Necdet KONYA..



12 Eylül 2021 Pazar

VID 20210910 185107

Eylül ayı gelmiş memleketime 
Kuzeyiinde bak ben geldim şarkıları söylüyor Güneyinde Ağustos böceği saz çalmaya devam ediyor 
Akdeniz de yaz devam ediyor  
yüzüme bakıyorum zambo sakızı vardı eskiler hatırlar kıvırcık saçlı çikolata renkli bir kız resmi vardı üzerinde 
Tıpkı ona döndük 
Bakıyorum yüzüne o kadar tatlı oluyorsun sevimlilik yüzünde çizgilerine vurmuş insanın çenesinden tutup bir köşesinden yiyesi geliyor 
Bazen huzur tadında bazen hüzün kıvamında Nihavend bir şarkı gibi usulca dokunuyorum ruhuna. 
Yağmurdan sonra toprak kokusu göçmen kuşların sessiz vedasını çoktan gördü Karadeniz 
Akdenizin sıcağı başka bir yere benzemiyor serinlemek isterken bir de bakıyorsun salya sümük oldum 
sevdiğim kadınım ne olur gönül koyma bir kabullen, suskun kal biraz  tebessüm ve sûkut istiyorum 
Başımda dikilmiş demoklesin kılıçı gibi 
ben sana söyledim değil mi 
Klimanın karşısında durma 
Vıdı Vıdısı bitmez sevdiğimin böyle anlarda 
Susuyorum 
olgunlukla karşılıyorum ne yapayım  yorgunluk da  var  teslim olup kaderime şayan ediyorum hazan mevsiminde. 
Hastalığım da ateşlenir kendi kendime konuşurum 
Anılar ve hayaller bir bir aklıma gelir düşen yaprak misali  yüregimden gözlerime savrulurken Sonbahar yalnızlık bir tercih mevsimi olmamalı 
Klimayı kapat pencereni aç üstümü kapatmayı kapatmayı unutma...
Emredersiniz sultanım diyorum 
Hele bir geçsin  hazan mevsimi gelen bu hastalık 
Ben yine yelken açarım engin mavi sularıma
Ben ne olacağım diyorsun 
Kambersiz, düğün mü olur 
Tabi ki sen olacaksın yanı başımda 
Her zaman olduğu gibi omuz omuza birlik de çıkacağız sonsuzluğun yoluna 

Necdet Konya

3 Mayıs 2021 Pazartesi

 










“ *HESABI *

ÖDEMEDEN

*NEREYE *

MUSTAFA . . ? “

 

Bugün Pazar... Hiç bitmeyen sevgi ve saygıyla... Atatürk’ü bu köşede anma ve hatırlama günü... Bir kez daha... Az bilinen yaşanmış bir öyküyü paylaşalım... Bunu yaparken de...

 

O kıymetli anıları bugüne taşıyan…

 

Atatürk’ün Selanik’ten mahalle arkadaşı Nuri Conker’i…

 

Saygıyla analım...

 

*

 

Ankara’da havanın kapalı…

 

Sıkıntılı olduğu bir eylül akşamı…

 

Avrupa’nın üstünde savaş rüzgârları esiyor…

 

Çankaya Köşkü’nün havası hüzünlü…

 

Atatürk hasta ama…

 

Memleket meselelerinden ayrı kalmak mümkün mü?

 

Sanki yolun sonuna geldiğini hisseder gibi…

 

Akşamüstü saatleri…

 

Yanında…

 

Nuri Conker var…

 

Selanik’ten hem mahalle hem okul arkadaşı…

 

Albaylıktan emekli ve…

 

Paşalık dahil…

 

Hiç bir makam/mevkii kabul etmemiş gerçek dost ve sırdaş…

 

*

 

Kadim dost Nuri Conker, o gün…

 

Arkadaşının havasını dağıtmak ister…

 

Çocukluk günlerinden söz eder…

 

Bal gibi sohbet, uzayıp gider…

 

İstanbul’a ve gençlik günlerine gelir…

 

Harbiye ve sonra akademideki günleri anarlar…

 

Yedi Tepeli kentte yaşadıkları akıllarına gelir…

 

Tünel’deki Apostol’un yerinden bahsederler...

 

O ufacık ama ünlü meyhanede…

 

Yaşadıkları unutulmaz akşamlar gelir akıllarına…

 

Hatta…

 

Paraları olmadığı zaman…

 

Nasıl meyhaneciye “yaz hesaba” dediklerini hatırlarlar…

 

Bazen o küçük piste fırlayıp…

 

Rumeli havaları eşliğinde…

 

Zeybek oynadıkları bile gelir gözlerinin önüne…

 

Atatürk keyiflenir…

 

Sanki hastalığını unutmuş gibidir…

 

Kısa bir sessizlik olur…

 

Nuri Conker, aklına geleni hemen söyler:

 

“İster misin Mustafa, atlayıp trene gizlice İstanbul’a gidelim, önce Boğaz’da gezeriz, sonra ver elini Beyoğlu, Apostol’a uğrarız... Kimse görmeden döner geliriz…”

 

Gazi, çok sevinir…

 

Gözleri ışıldar; “Nasıl yaparız ki Nuri?” der…

 

*

 

Nuri Conker kararını vermiştir; her şeyi ayarlar…

 

İstiklal Savaşı’nda orduya cesaret vererek…

 

Conk Bayırı’nın alınmasının mimarı bu kahraman asker için…

 

İstanbul operasyonu, çocuk oyuncağıdır…

 

*

 

Nitekim…

 

İstanbul ekspresinden üç kompartıman alınır…

 

Gece trene binilir; kimsenin ruhu bile duymaz…

 

Hafiften de olsa…

 

Tanınmamak için kıyafetler değiştirilir…

 

Kaçakları(!) Haydarpaşa’da Conker’in bir arkadaşı karşılar…

 

Sonra?

 

Ver elini Boğaziçi…

 

Gezerler, yürürler, denizi seyrederler…

 

Boğaz havasını ciğerlerine çekerler…

 

Sonra istikamet Beyoğlu…

 

Tünel’e gelince de doğrudan Apostol’un yerine giderler...

 

Akşamüstünün tüm güzelliği örtmüştür İstanbul’u…

 

Saat 17.00 olmuştur, bile…

 

Meyhanenin müdavimleri yavaştan gelmeye başlar…

 

(Bi’parantez açalım, sözün burasında…)

 

İstanbul’da eğlence yerlerini işletenler işlerini iyi bilirler…

 

Özellikle Rumlar…

 

Osmanlı’dan kalma gelenek ve görenekleriyle hizmetin piridirler…

 

Meyhane’nin sahibi Apostol…

 

Bi’ara Nuri Conker ile göz göze gelir…

 

Şimşek çakar kafasında…

 

Tanımıştır, gelenleri…

 

Eski müşterisi Atatürk’ü ve dostunu…

 

Çok sevinir ama…

 

Nuri Conker hemen uyarır; “Sakın bozma” der ve ekler:

 

“Eskisi gibi davran, gelenleri de çevirme, sadece bizimle garsonlar hariç, kimse fazla ilgilenmesin, hafifçe demlenelim…”

 

Akşam ilerlemekte, keyif ise artmaktadır…

 

Mustafa Kemal ise gençlik günlerine döndüğü için çok mutludur...

 

Bi’ara merak edip, Nuri Conker’e de sorar:

 

“Galiba bizi hiç kimse tanımadı!”

 

Nuri Bey’in tek endişesi içeriye girip çıkan birilerinin dışarıda bu olaydan söz etmeleridir… Apostol güvence verir, “Sen merak etme Paşam…”

 

*

 

Artık sıra Rumeli türkülerine, çalmaya / oynamaya gelmiştir...

 

Tavernanın her köşesi…

 

Şarkı ve türkülerle çınlamaya başlar…

 

Hatta…

 

Atatürk bile dans edip, türkülere eşlik eder…

 

*

 

Kuşkusuz…

 

Gazi Mustafa Kemal, oyunu sezmiş ama…

 

Artık o da bozmayıp, eğlenmeye devam eder…

 

Aslında…

 

Kadim dostu Conker’in kıyağının farkındadır…

 

Dostluk da…

 

Zaten bu değil midir?

 

*

 

Ayrılma zamanı gelmiştir…

 

Haydarpaşa’dan trene binilecektir, erken kalkmak gerekir…

 

Ayağa kalkar Mustafa Kemal…

 

Madem (!) kimse onu tanımamıştır, o da kapıya yönelir…

 

Arkasından bağırır Apostol:

 

“Mustafa hesabı ödemeden nereye gidiyorsun?”

 

Gazi, döner ve şöyle der:

 

“Yaz hesaba bre Apostol!”

 

Birbirlerine sarılıp ağlamaya başlarlar…

 

Bu arada bütün taverna ayağa kalkar ve dinmeyen alkışlar…

 

Tavernadakiler hep bir ağızdan bağırırlar:

 

“Bizim Mustafa, seni bırakmayacağız ama sen de bizi bırakma, daha sık gel…”

 

*

 

Cumhuriyeti kuranların önce insan olduklarını…

 

Hiç ama hiç unutmayalım…

 

Şükranla, rahmetle…

 

Nokta…

 

Sonsöz: “Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim… / Gazi Mustafa Kemal Atatürk…”

















22 Nisan 2021 Perşembe

23 nisanı yazacaktım 1920 TBMM 101 kuruluş yıldönümünü kutlayacaktık
23 Nisan 1929 ulusal egemenlik ve çocuk bayramını kutlayacaktık sokaklarda 23 Nisan 2021 yılında çoşku ve sevinç vardı içimizde
Nereden çıktın girdin hayatımıza COVİT-19 zaten bahane arıyorlardı buldular olsun bende eski çocukluğumun geçtiği küçük kasabada kalbi sevgi ile dolu insanların yaşadığı küçük şirin kasabamızın 23 Nisan Ulusal egemenlik ve çocukluk bayramını anlatırım
Güzel komşularımızdan bahçeli evlerimizin arasındaki sokaklardan trompet,borozan ve davul sesleri ile çocuk seslerinin birbirine karıştığı günlerden bahsedeceğim
Ana cadde üzerinden Şemsettin yolundan gelen Barbaros ilkokulun rengarenk elbiseleri içinde yürüyen öğrenciler ile iskele tarafından sahil yoluna paralel sokaktan çıkıp gelen Atatürk ilkokulu öğrencileri cıvıltıları ile şenlenen sokakta çıktığını meydanın tam ortasında bulunan Atatürk anıtına doğru yürüdüklerini sokaklara ve caddelere takip eden seyreden anne babaların alkışları arasında meydana geldiklerini görüyorum çünkü bende aralarındayım meydanda eski şoförler cemiyetinin binası var önüne ve tam karşısında eski han binalarındaki dükkan ve kahvehanenin önüne her iki okul da düzenli sıralanırlar başlarında Atatürk ilkokulu müdürümüz Raşit bey öğretmenlerimiz Mehmet özdemir, Lütfiye Güner, Gani bey, Avniye hanım, Yüksel Akoğlu ve Sabahattin öğretmenlerimizi hatırlıyorum
Barbaros ilkokulunda kimler vardı şu an bilemiyorum
İstiklal marşımızı hep bir ağızdan birlik de okurduk Günün anlamı hakkında konuşmalar ve sonra söylenen çoşkulu 23 nisan şiirleri ve çocuk gösteriler
Üstündağların lastik dükkanı üzerindeki cemiyetin balkonunda klupden seyreden vatandaşlar
şoförler cemiyetinin üzerindeki taraçanın salkım saçak insan dolu
PTT binası ile yanındaki Ali ve Erkan kayaların ve Karaibrahimlerin evlerinin penceresinden seyredenler alkışlayanalar
çok güzeldi o günlerde kasabamız Arnavut kaldırımları döşenmiş sokaklar ve caddeleri
Meydanın tam ortasında Atatürk anıtından rahatsız olmayanlar hepsi ile kol kola hepsi tek yürek olup kutlardık..
23 Nisan 2021 Çocuk bayramımızı çocuklarımızla birlik de kutlayacağız diye seviniyorduk yine sevincimiz kursağımızda kaldı
İçimizdeki sevinci yine yok ettiler çarşamba akşamından çarşafa doladılar sardılar sarmaladılar rafa kaldırdılar
Tıpkı 2020 yılının 23 Nisan Ulusal ve Çocuk bayramı gibi
Neymiş efendim Covıt -19 salgını varmış
Salı günü fatih camiden kaldırılan bilmem kim adlı sizce muhterem bir zatın cenaze namazında cematin arasından su sızmıyor diriler omuz omuza binlerce kişi
Devletimiz bir karar almıştı tüm vatandaşlar uysun diyordunuz cenazelerde 30 kişiden fazla olmayacak 1.5 metre sosyal mesafe olacak
size gelince şapur şupur bize gelince yarabbi şükür
yıllar önce devlet yönetimini seçimle kazanıp sizin seçtiğiniz bir Cumhurbaşkanı 29 Ekim, 30 Ağustos, 19 Mayıs ve 23 Nisan tarihlerinde hasta olmuştu
O zaman vah vah demiştik yazık demiştik şifalar dilemiştik Cumhurbaşkanımız için üzülmüştük
Meğerse hepsi insanların manevi duygularını sömürmek içinmiş
Vatanımızı parçalanmak dan kurtarmış ülkemizin kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923 de Cumhuriyeti ilan ettiğinde sonraki ilk adımı atmıştı 23 Nisan 1929 tarihinde önce çocukları düşünmüş bayram hediye etmiş
ondan sonraki adımı kadınlara gerçek değerini vermiş seçme seçilme hakkı tanımış
Vatan parçalanırken İngiliz askeri gemisi binip ülkeyi terkeden padişah daha çok anıldığı bu günlerde
Vatanı için canını verecek kadar seven halkını seven yüce komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün adı geçmesin anılmasın bilinmesin diye yıllardır gayret gösteriyorsunuz
Hepsi boşuna yasaklarla hastalıklarla zorla Atatürk'ü ve onun ilkelerini Andımız ve Nutuk’u yasaklamakla
23 Nisanı, 19 Mayıs 30 Ağustos ve 29 Ekimi unutturamazsınız
Ben unutmadım son nefesime kadar unutmayacağım
Benim sevdiklerim de unutmadı
Benden olanlar da unutmayacak
Benim sevdiğim insanlar da dostlarımdan unutmayacak
Her zaman kalbimizde yaşatacak ve yaşayacağız nice 23 Nisan’ları bu Sevdiklerimden torunumdan çocuklarımdan ayrı evimde bayrağımın Önünde eşimle birlik de kutlayacağım kalbim kırık olarak
Eminim bir gün gelecek hep birlik de sokaklarda sevinçle kutlayacağız
Ulusal ve Milli Bayramlarımızı
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN
23 NİSAN 1920 TBMM 101 YILI KUTLU OLSUN
Necdet KONYA..
















28 Mart 2021 Pazar

 Gününüz güzel

Sağlığınızın yerinde olması dilerim
güne güzel başlamak için güzel sözler duymak ister insan
Gecenin bir yarısı bir dostun aklına gelip sana mesaj çekiyorsa seni uyandırıcak kadar önemli olan mesaj nedir diye merak edersin aklına acaba kime ne oldu diye endişe edersin
baktım uykulu gözlerle değer verdiği bir insanı hatırlamak istemiş günün önemini hayırlı dualar ve temennilerle devam eden bir mesaj okurken beynimin içinde dönenler
Şafak yıldızı gökyüzünün zifiri karanlığında son ışık dansını oynuyor
Güneş yeryüzünün her bir noktasından diğerini atlayıp durdukça rüyalarıma giriyor
hayallerimi bir bir yıkıp geçiyor
Hangi yolculuğa çıktım neredeyim?
Hangi alemdeyim başım dumanlı bir sis perdesinin arkasındayım
Yorgun argın uykuda mı Aresde mi neredeyim bilmiyorum
Nehirlerin suları gibi aşkını akıtsın ummanın derinliklerin içine
diye sesleniyor uzaklardan birisi hayal meyal görüntüsünü görüyorum
Bir peri kızı giriyor rüyama bembeyaz kar tanelerinin yıldızları var üzerinde
Gökyüzün mavisine karışmış kanatları
elleri kartalın pençesine dönmüş kıskıvrak yakalıyor vücudumu
penceleri arasında hapis olmuş oysa ben çoktan ruhumu teslim etmişim ilahi ruha
oysa bu ruhu yaratan bir varlık var göremediğimiz ama hissettiğimiz
yıldızların dansettiği karanlıkların efendisi
Doğan güneşin sıcaklığını hissedin ısıtıyorum diyen gündüzleri efendisi
Kalbinde ne zaman hissedersen doğruyu güzeli
Dudaklarında acı küçük bir öpücük yangını hissediyorsan
Çok uzun bir yolculuk için seni davet ediyor
Verdiği emanetini ruhunu geri istiyor
Yelkenleri beyaz Atlas dan bir gemi seni meçhule götürecek
Seni yaratan elbet sana verdiği ruhun hesabını soracak
Beraatini isteyen bir mahkum gibi el pençe duracaksın
Sana unutma bir gün yaptıklarından dolayı hesaba çekileceksin
Kimin oyuncaklarını kesip kırpıp yıldız yapıp yapmadığını anlayacaksınız
Malda yalan mülk de yalan diye fetva verenler bir lokma ekmek bir hırka tavsiye edenler
Talan etmiş altını üstüne getirmişler yaratanın yarattıklarını
yaratılan varlığın yarattıklarını sevmemiş hor görmüşsün yaptıklarınla övünürsün
Verdiklerimin hepsi zaten benim ben verdim sana diyor yaradan
Sen kıymetini bilmedin en güzel şeyi unuttun
Barışı sevgiyi insanlara sana verdiğim ruhun güzelliğini bile paylaşmadın
Ayrımcılık yaptın yetimin hakkını göz etmedin
dağ taş, nehir, göl, deniz tüm yaptıklarımı yakıp yıktın
kendine yakın olanı senden uzak olana tercih edip ayrımcılık yaptın
Hangi yolculuğa çıktın?
hatırla gözler verdim sana gör diye kulaklar verdim duy diye
Şimdi karşıma gelmiş diyorsun ki
Beraatimi istiyorum
ben seni çok zikrettim mevlutlar okuttum ,kandiller yaktım diyorsun
beraat edeyim diye kutsal günler icat ettim hutbeler okuttum
Camiler, mescitler,medreseler yaptım
Köprüler yollar hanlar hamamlar (AVM) yaptım
hayır hasanet yaptım diyeceksin
bir askerini bir yetimi koruyamayan
anaların gözyaşını dindiremeyen
fakir fukarayı hor gören
adalet ve hukuku hiçe sayan
Bu günü kutsallaştırıp benim ilahi adaletimi istiyorsun
Benim sana gönderdiğim kitabı Kuranı okudun mu
Beraat isteyen tüm insanlara sesleniyor yüce kitabı Kuran da
insanları doğayı yarattığım tüm varlıkları sevecek koruyacaksın diyor
kardeşlerim dostlarım bu gün çokça duyacaksınız herkes birbirini kutlayacak
kimileri gönülden kimileri ritüel gelenek haline geldiği için
yüzlerinde gülümse olan bir maske takacak
oysa yaratılan günlerin birbirinden farkı yok
insanların sevgi barış içinde dost ve kardeşçe özgürce yaşadığı
Doğaya ve diğer canlılara saygı duyduğu bir dünyada yaşamayı istiyorum
Günleriniz geceleriniz sağlık ve mutluluk içinde geçmesini dilerim💐🛸🌄🏞️🕊️💞🤗
Necdet KONYA

 ABU DAYI MUZAFFER

KÖRÜKÇÜ SÜLEYMAN
Bu haftaki pazar yazım geçmişin anılarından
Dün akşam sosyal medya da üzüntülü bir haber okudum aldı götürdü beni eskilere çocukluğuma doğru bir yolculuk yaptım
1955 ile 1980 li yıllara kadar çocukluğumun geçtiği Tanrının güzel yarattığı yerlerden biri olan Bulancak’da eski mahallemde yaşadığım mahallenin ve bizim evlerimiz
sahil yolu geçmeden yaşadığımız ilk ev Fatma yengemim (Konya) nın taş dan yapılmış ortadan yüksek merdivenle çıkılan tek katlı evi idi merdivenin sol tarafında mutfak ve oturma odası vardı mutfağın arka tarafında bir yatak odası merdiven sağ tarafında bir oda arkasında bir oda vardı odaların hepsi tahtadan yapılmış aralarında tuvalet banyo vardı benden sonra doğan kız kardeşim arka oda da 8 aylıkken kimine göre zehirli ishal kimine göre menenjit den hayatını kaybetmişti benim anladığım sıvı kaybından dolayı olduğu Annemim gözyaşlarının dinmediği acılı yıllarımız
2nci evimiz Dede evinin bitişiğinde betonerme iki katlı evimizin altı katı mahallemizdeki çoğu evi bahçe içine yapılmış 2 katlı taş evlerdi mübadele yılında Yunanistan'a giden Rumların bıraktıkları evlere Selanik ve balkanlardan gelen Türkler yerleşmişti
Ağaç dan yapılma konak tarzı 2 katlı evlerde Türklerin yapmış olduğu evler vardı dedem mobilya ustalığı yaparak bahsettiğim evin arsasını satın alıp üzerine 2 katlı betonerme ev yapmış o mahallede gelen göçmenler ile birbirlerine karışmışlar güzel dostluklar ve komşuluklar oluşmuş
yeni bir hayat başlatmışlar dedelerimiz Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1970 li yıllara kadar bahsettiğim evler çoğu duruyordu beton kafalı mütehaitterin ilk adımları Bulancak içinde sinsi yoluna devam ediyordu Betonlaşmanın çoğalmadığı yıllarda çocukluğumuzu doyasıya yaşadık belki fakirdik yoksulduk tüm Türkiye gibi savaştan çıkmış bir ülke yaralarını sarıyordu televizyonumuz yok elektriğimiz mazotla çalışan jeneratörlerden kısıtlı şekilde sağlanıyor yollarımız asfalt değildi ama Bulancağın içi Arnavut kaldırım taşları ile döşeli idi çok şükür sularımız tertemiz akıyordu ağzımız dayayıp kana suyumuzu içerdik
Dedemin evinin hemen önümüzde fırıncı Ragıp dayının evi vardı oğlu gıdı Zeynel,rahmetli kızı Melahat hocam ,Nebahat abla onun yanında gazoz hane vardı çino lakaplı hasan mağdala ile kulağı işitmeyen gazeteci yazar inci zere nin rahmeti babası Hasan vardı mekanları cennet olsun çok gazozunu içtim hakkını helal etsin onun önünde Türüdü lerin ahşap köşkü onun önünde Totocu Ali kaya’nin evi onun önünde Erkan ve Şinasi Kaya nın baba evi vardı onun karşısında şimdi ziraat bankasının olduğu yerde karaibrahimlerin iki katlı binası yanında karamanların hacı amcanın iki katlı bahçe içinde taş evi onun bitişiğinde İsmail hikmet kahramanın babası Vehbi amcamın evi onun yanında Raşid Yüksel amcanın bahçeli içinde kuyusu olan evi vardı bizim yanımızda Alaettin Kıroğlunun iki hatlı evi vardı üst katında rahmetli Nebahat abla oğulları savaş ve Osman kızı Nergis alt katında muhasebeci Hakkı amca oğlu Süha kızı Mihriban güzel komşuluk ve güzel anılarımız vardı o yıllarda Rahmetli Nebahat abla Bulancağın nadide bir hanfendisi idi güzelliği ve zerafeti ile farklı idi mekanı cennet olsun o yıllarda yaşadığımız üzüntülü bir olay vardı onuda sırası gelince anlatırım kim haklı kim haksız veya o yıllarda değil de bu yıllarda olsa idi veya Avrupa ülkesinde bir yerde olsa idi nasıl olurdu diye hep düşünmüşümdür geçmiş zaman neyse anlatmaya devam edelim evimizin karşısında sinemacı Şemsi Emecan Bulancak da ilk sinema işleten onun denize bakan tarafında iki katlı kata Mustafa diye aklımda kalmış ahşap dan yapılma uzun trabzanlı bir balkonu olan tıpkı kovboy filimlerindeki kasaba ki evleri gibi biz ona teneke evler adını takmıştık oğulları Ahmet Bulancak sporda kalecilik yapmış Amerika ya ilk gidenler den oldu
Raşit amcanın evinin bitişiğinde Sıçan İbrahim evi vardı helvacı Dursun Dayının bitişiğinde Ayı Dursunların evi onun karşısında bahçe içinde olan şimdi son olarak bu gün vefat haberini aldığım Abu Dayı Muzaffer lakaplı Bayram Kaya onların evi vardı Şemsi Emecan evinin yanı bahçe içerisinde 2 katlı güzel bir evdi
bu gün onun Abu dayı Muzaffer in vefat haberini aldım komşumuz çocukluk arkadaşlarından
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun o güzelim mahallede tek kalan Helvacı dursun dayının altı dükkan üstü ev olan 2 katlı yarı ahşap evi oldu gerisi hepsi betonlaştı beton bloklara dönüştü
..... İsmail Hikmet kardeşim bahsedince biraz ayrıntıya girdim mahallemizin eski günlerini hatırlatalım diye
Abu dayıların evin önünde ki sokak arkasında bu gün PTT olan yerin yanında Ömer Karataş’ın evi vardı büyük bir çayır içinde olan onun evinin yanı yöresi hep tarla idi o tarlanın içinde bir biz tam deriz kulübe vardı tahran yapılmış üstü hartama kaplı içinde tahta kanatlar üzerine deriden yapılmış körük vazifesi gören tulumlar konmuş kanatlar her hareket ettiğinde seri körük vazifesi gören tulum içine dolan hava odun kömürü ateşinin yandığı mangal ocağının içinde harlı ateş de erime kıvamına gelen demirden orak, balta, bıçak, nal ve tırpan yapardı körükçü amca derdik kendine kaslı yarı çıplak vucudunun üzerinde deriden yapılma bir önlük vardı ateşin ısısından dövdüğü demirden çıkan kıvılcımdan korumak için güneş ışığının vucuduna vurduğu ışık ile ateşin yarattığı gölgelerle bize bir ejderha savaşçısı gibi gözükür
zamanla alıştık bu görüntüye
Körük kulübesinin hemen sağ tarafında kulübeye bitişik incir ağacı vardı sağ başında elma ağaçı vardı bir kaç tane dut ağaçı vardı incir ağaçına çıkar dalından incir yerdik sonra elma ağaçından kopardığımız elmaları ceplerimize doldurur hem yer hem de körükçü Süleyman amcayı seyrederdik
ilk mahallemden düdükçü Aziz in oğlu Yüksel, Nadir ablanın oğlu Bekir kardeşi Fatma ,Osman ustanın oğlu Halit, Salim Kızı hülya Ziraatçinin oğlu Necdet kasap İsmail in oğlu Salih ilk aklıma gelenler ve diğer çocuklar..
Körükçü Süleyman usta bize hikayeler anlatırdı işi bitirip soluklandığı zaman Şimdi onun hikayesini anlatacağım
Bir gün derdi adımı Süleymanlarla karıştırmışlar çalıştığım yer İstanbul da 1571 ilk kurulan tersane ile ilgili günümüzde haliç, taşkızak tersanesi diye anılan tersanenin havuz kapaklarının açılıp kapanması için büyük bağlantı menteşelerini yaptığımız körükler de demirden yapıyordum zamanla kapaklar hidrolik sisteme geçtiğinde emekli oldum köyüme döndüm
Gördüğünüz bu kulübe içinde en iyi bildiğim işi yapıyorum
Çalıştığım yıllarda insanlar benim adımı sıkça karıştırır senin de bir efsanene varmı takılırlardı işte size Süleymanların hikayesini anlatacağım dediğinde dizinin dibine oturur onu dinlerdik
bu hikayede adı geçenler halk arasında Peygamber Süleyman ile Kanuni Sultan Süleyman, tarihleri ve efsaneleri ile birbirlerine karışmış; Peygamber Süleyman, Muhteşem Süleyman’la bütünleşmiştir.
Bu bütünleşmenin en güzel misali de aşağıdaki dörtlükte açıkça görülmektedir.
benimle körükçü süleymanlarla bir ilgisi yok ama insanlara anlatamıyorum
Bir zamanlar ben de Süleyman idim
Ateşe ve suya hükmeder idim
Sanmayın Sultan Süleyman idim
Tersanede körükçü Süleyman idim.
“Ateşe ve suya hükmeder idim” derken Peygamber Süleyman’ı, “Sanmayın Sultan Süleyman idim” derken de Kanuni Sultan Süleyman’ı kastetmiyorum
Süleyman peygamberden söz ediyorum
Bu, ateşe, suya ve hayvanlara hükmetme gücü, Allah’ın Süleyman Peygamber’e bahşettiği manevî kuvvetin timsali sayılan Mühr-i Süleyman denilen altı köşeli yıldızdan geliyordu. Hatta efsaneye göre Süleyman Peygamber bir gün yıkanırken yüzüğünü çaldırır.
Bu yüzüğü çalan, Süleyman’ın yerine 40 yıl saltanat sürer.
Ancak o da mührü denize düşürünce saltanatı sona erer.
Süleyman Peygamber yüzüğü yutan balığın karnını yararak yüzüğü bulup parmağına takar ve saltanatına yeniden kavuşur.
Bu bir efsane çocuklar efsaneden anlaşıldığı gibi Mühr-i Süleyman aynı zamanda güç, iktidar ve saltanatın da sembolü oluyordu. Zira Hz. Süleyman aynı zamanda hükümdardı.
Halk arasında Süleyman Peygamber ile ilgili pek çok darb-ı mesel söylenmiş olup en meşhuru Mühür’ün gücü ile ilgili olanıdır. “Mühür kimde ise Süleyman odur.”lafı buradan gelir çocuklar
İşte Türkler buraya kadar izahına çalıştığım sebeplerledir ki “Mühr-i Süleyman”ı benimsemişlerdir.
Mühr-i Süleyman’a Süleyman Peygamber’in babası olan Hz. Davut’tan dolayı “Davut yıldızı” da denilmektedir.
Türkler bu altı köşeli yıldızı kullanırken, onunla Süleyman Peygamber’in hatırasını yaşatmaktan başka, yapıldığı ve kullanıldığı yere göre de değişik özelliklerinden faydalanmışlardır. O sebepledir ki Mühr-i Süleyman kimi yerde manevî güç, kimi yerde devamlılık, kimi yerde maddî iktidar ve bazen de gizli güçler düşünülerek yapılmıştır.
Bu kutsal şekil iki eşkenar üçgenin taban ve tavan münasebeti ile meydana gelmiştir. Adına muska dediğimiz, tılsım ve takı olarak Anadolu’da yıllarca kullanılmıştır
işte böyle çocuklar bende gördüğünüz gibi körüğümün üflediği mangaldaki ateşin içinde kor haline gelen demiri bu kocaman örsün üzerinde çekicimle her üzerine vurduğum da çıkan ateş parçalarını Süleyman peygamberin yıldızına benzetirim ateşin karşısında döktüğüm ter sarfettiğim güç emeğimin teridir
yarın hepiniz okulunuza gideceksiniz öğretmenlerinizi can kulağı ile dinleyip benim size anlattıklarımı unutmayın
işinizi emeğiniz alın teri ile kazanıp vicdanlı olun
memleketinize hayırlı işler yapan büyük insanlar olun
körükçü Süleyman’nın dedikleri kulağınıza küpe olsun der
kanuni Sultan Süleyman ve Süleyman peygamber gibi adı sanı ile anılacak insanlardan olun dediğinde bize anlatacağı öykünün sonuna geldiğini anlardık
Her zaman böyle sessiz ve sakin olmazdı körükçü Süleyman amca
At Nalı yaparken o kadar çok kendini işine verir
O zaman yanına yaklaşmazdık işini bitirdikten sonra bize derdi ki
Bakın şu zavallı hayvana ağzı var dili yok fındık çuvalını, odunu, kereste, ev eşyasını sırtına yükler dere tepe süreriz
İniş yokuş demez daracık patika yollardan taşlı çamur çorak yerlerden geçer Gıkı çıkmaz yediği bir ot bazen onu bile çok görür homurdanırız
Benim gösterdiğim özen Nal'ın At'ın ayaklarına tam oturması için
Tam oturmadı mı Nal toynak dan dışarı çıkar çivisi atağına batar
Sessizce gözyaşı döker anlayamazsın
Vicdanlı olan atının gözyaşını görür bana gelir
Vicdansız olan ancak at yerden kalkamadığında farkına varır atın canın yandığında değil
İşinin görülmediği için kızan sahibi hiç acımadan çeker vurur
Siz siz olun çocuklar hayvanlara eziyet edenleri dost edinmeyin hayvanları koruyun
“Ey gidi günler ey “eskiden güzel insanlar vardı özü sözü bir olan körükçü Süleyman amca da bunlardan biri idi
Nurlar içinde olsunlar ebedi yaşamlarında biraz hikaye çoğu gerçek çocukluk anılarından bu pazar günü de bu kadar sağlıklı ve mutlu günlerde görüşmek üzere hoşça kalın..
Necdet KONYA