24 Temmuz 2018 Salı



 LOZAN ANTLAŞMASI HAKKINDA BİLMEDİĞİMİZ KALMASIN...



Lozan Antlaşması'nın gizli maddeleri var mı?
Lozan Antlaşması'nda Musul'u alamaz mıydık?
ABD, neden Lozan Antlaşması'nı imzalamadı?
Ege Adaları'nı Lozan Antlaşması'nda mı kaybettik?
Sorular bu şekilde uzayıp gitmekte..

ÖNCE TARİHÇESİ

Lozan  Antlaşması; İsviçre’nin Lozan şehrinde, 24 Temmuz 1923’te, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Romanya, Japonya, Yunanistan, Yugoslavya, Portekiz, Bulgaristan ve Belçika temsilcileri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri arasında Beau-Rivage Palace’ta imzalanmıştır. Lozan  Antlaşması, 6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ön söz olarak, özellikle  “devletlerin istiklal ve hâkimiyetine saygı gösterilmesi” ifade edilmiştir. Sevr antlaşması‘da tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. İmzalanan barış anlaşması protokol, 16 adet sözleşme, beyanname, nihai senet ve barış antlaşmasının esas nüshasından oluşmaktadır. Savaşı bitiren bu antlaşma ile Osmanlı devleti ekonomik özgürlüğüne kavuşmuştur. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine bağlı kalınarak, Lozan Barış Antlaşması’nın bütün maddelerine uyulması barışın sürekliliğini sağlamıştır. Konferansın ve antlaşmanın anlamı sadece Türk-Yunan Barışı değil, aynı zamanda 1. Dünya Savaşı’nın kazananları ile bir yüzleşme, siyasi anlaşmazlıkları çözüme kavuşturma gibi daha birçok sorunun çözüme ulaşması için önemli adımlar atılmış olmasıdır.
1 Lozan Antlaşması Ne Zaman Bitiyor?
2 Lozan Antlaşmasında Alınan Bazı Kararlar Lozan Antlaşması Ne Zaman Bitiyor?
Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bor ve petrol başta olmak üzere yer altı zenginliklerinin çıkarılmasını engelleyen herhangi bir madde veya düzenleme içermediği gibi belli bir süre tanımlaması da bulunmamaktadır.
Lozan Antlaşması’nın, gizli maddelerinin olduğu ve 100 yıl süresinin olduğu tartışılan söylentilerden biridir. Ayrıca 2023 yılında yürürlükten kalkacağı konusunda bir çok söylentide mevcuttur.
 Lozan Antlaşma metni incelendiğinde; herhangi bir süre  içeren bulgusuna rastlanmadığı ve buna ilişkin hiçbir düzenleme bulunmadığı görülmüştür. Ayrıca, doğal kaynakların çıkarılmasında herhangi olumsuz bir durumun olmadığı, bilakis fazlasıyla çıkarıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Lozan Antlaşmasında Alınan Bazı Kararlar
1-                Meriç Nehri sınır olarak belirlenmiştir. Yunanistan, Karaağaç ve çevresini, Ege denizinde yer alan Bozcaada ve İmroz Türkiye’ye bırakılmıştır.
2-                Batı Trakya Yunanistan’a bırakılmış ve 12 ada Yunanistan’dan alınamamıştır. 
3-                Türkiye ve Yunanistan arasında nüfus mübadelesi olayı yaşanmıştır. Çözülemeyen tek sorun olarak karşımıza Musul-Kerkük sorunu çıkmaktadır.
4-                Irak sınırı 1926 Ankara antlaşması ile çizilmiştir.
5-                Bu antlaşmayla birlikte Türk topraklarında yaşamını sürdüren Hristiyan ve Musevi halka mal ve ibadet özgürlüğü tanınmış ve can güvenlikleri de güvence altına alınmıştır.
6-                Boğazların kontrolünü ele alan Boğazlar Komisyonu kurulmuş ve boğazların çevresi askerden arındırılmıştır.
7-                Ticaret gemilerinin boğazlardan serbest bir şekilde geçebilmeleri kararlaştırılmıştır.
8-                Türkiye’de bulunan yabancı okulların eğitim düzeninin ve kontrolünün Türkiye hükümeti tarafından düzenlenmesi kararı verilmiştir.
9-                İtilaf devletlerinin İstanbul’u derhal boşaltması istenmiştir. Onaylanan bu istekle beraber itilaf devletleri İstanbul’dan çekilmişlerdir.

Lozan'da mümkün olan her şey yapılmıştı, savaştan galip ama son derece yorgun çıkmış olan Türkiye, alabileceği her şeyi almıştı!"

Murat BARDAKÇI

LOZAN ANTLAŞMASI'NIN GİZLİ MADDELERİ VAR MI?

 Murat Bardakçı'nın cevabı kısa ve net: "Anlaşmanın gizli maddeleri yoktu... "

LOZAN ANTLAŞMASI'NDAKİ MUSUL SORUNU

Lozan Antlaşması'nda karara varılamayan Musul sorunu halledilemez miydi? Bardakçı'nın cevabı şu şekilde:

"Musul petrolleri konusunda Türk delegasyonun zaten başka bir şey yapamazdı, zira Ortadoğu'nun petrol alanlarına hakim olma arzusu dünya savaşının başta gelen sebeplerindendi ve Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkan da Batı'nın bu hırsı idi. "

LOZAN ANTLAŞMASI'NI ABD NEDEN İMZALAMADI?

Bardakçı, "Lozan Antlaşması'nda Amerika'nın neden imzası yoktu?" sorusuna da şu şekilde cevap veriyor: "Amerika'nın Lozan Antlaşması'nı onaylaması ise söz konusu edilemezdi, zira Amerika anlaşmanın taraflarından değildi!"
Bardakçı, yazısını şu cümlelerle bitiriyordu: "Bu memleketin tarihine, kültürüne ve varoluşuna muhalefet eden bazı sağcılarımız ile Lozan'ı ideolojik meta haline getirmeye çalışan sabık solcularımız oturup biraz okusalar ve bir şeyler öğrenseler, eminim her şey çok daha başka olur!"(1)

EGE ADALARI'NI LOZAN ANTLAŞMASI'NDA MI KAYBETTİK?

Taha Akyol ise 1996'da yazdığı Milliyet gazetesinde şu değerlendirmeyi yapıyordu:
 "Lozan'a hezimet diyenlerden ideologlardan Lozan zabıtlarını okumuş birine rastlamadım. Lozan'da nasıl çetin mücadele verildiğini bilmezler. Hatta çok kimse Ege adalarının Lozan'da Yunanistan'a geçtiğini zanneder.

Hayır, Ege Adaları, Balkan harbindeki hezimetimizden sonra Londra Konferansı'nda İtalya'ya verilmiştir: 30 Mayıs 1913.

Yunanistan'ın Selanik'ten Batı Trakya'ya kadar Osmanlı topraklarını alması da Balkan Savaşı'nda oldu." (2)

(1)Murat Bardakçı, Habertürk gazetesi, 25.07.2011
(2)Taha Akyol, Milliyet gazetesi, 31.01.1996



SAÇMALIKLAR RESMİ GEÇİDİ

Ama, son senelerde ortaya çıkan ve "Lozan öyle başarı falan değildir" diyenlerin yahut Lozan'ın gizli maddelerinin bulunduğuna inananların sayısının gittikçe artmaya başladığının acaba farkında mısınız?

TV'de Tarihin Arka Odası'nı yaptığımız sırada bundan bir ay öncesine kadar her programda en az 100-150 adet mail gelir, mailler "Lozan da bir şey mi?" diye başlar, "Türkiye'nin mâlûm gizli maddelerle yönetilmesine ne zaman son verileceğini" sorar yahut "Amerika, Lozan'ı neden hâlâ kabul etmiyor?" derlerdi.

Lozan'ın yenilgi olduğu iddiası, çalakalem hazırlanmış ve kitap bile denemeyecek bir varakpâreye dayanır. 1960'ların sonundan itibaren bugünlere uzanan bu sayıklamaya göre, Lozan'daki Türk delegasyonu ve tabii en başta İsmet Paşa hakkımızı koruyamamış, hem 12 Ada'yı, hem Musul'u, hem de daha pekçok yeri İngilizler'e peşkeş çekmiştir. Lozan, bu yüzden zafer falan değil, koskoca bir yenilgidir!

Böyle saçmalıkları ortaya atanların tek bir maksadı vardır: Cumhuriyet'in kurucu kadrosunu suçlamak, aşağılamak ve töhmet altında bırakmak! Kasıtlı şekilde ortaya atılan bu iddialar sansasyonel oldukları için zamanla bir hayli taraftar bulmuştur ve hâlâ da bulmaktadır.

DOKTORUN PALAVRALARI

Zırvalara inananlara göre, Lozan'da daha büyük kayıplara uğramamızı engelleyen kişi, mükemmel bir tarihçi ve iyi bir Türkolog ama çok kötü politikacı olan ikinci delege Dr. Rıza Nur'dur.

Rıza Nur'un hatıralarında sık sık rastlanan mesnedsiz iddialar arasında "Fransız delegeye haykırdım, Venizelos'a bir kafa attım, Lord Curzon'un suratını dağıttım, İtalyan o sırada zaten altına yapmakla meşguldü, İsmet ise çoktan kaçmıştı" gibisinden hayâlî ifadelere bol bol rastlanır ve okuyanlar bu ifadeleri gerçek zannederler.

Ama, Lozan görüşmeleri sırasında resmî veya gayrıresmî her çeşit temasın ve neredeyse delegelerin otelin kapısında karşılaştıkları zaman birbirlerine "Merhaba" demelerinin bile kaydedildiği pek bilinmediği için bu iddiaları zabıtlar ile karşılaştırmak gerektiğini kimse düşünmez.

Üstelik, zabıtlara müracaat edildiği takdirde bu gibi iddiaların tamamının hayâlî ve hasta kafaların eseri olduğu daha ilk bakışta anlaşılacaktır.

Hiç uzatmadan söyleyeyim:

Lozan'da mümkün olan herşey yapılmıştı, savaştan galip ama son derece yorgun çıkmış olan Türkiye, alabileceği herşeyi almıştı! Anlaşmanın gizli maddeleri yoktu...

Musul petrolleri konusunda Türk delegasyonun zaten başka birşey yapamazdı, zira Ortadoğu'nun petrol alanlarına hâkim olma arzusu dünya savaşının başta gelen sebeplerindendi ve Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkan da Batı'nın bu hırsı idi. Amerika'nın Lozan Anlaşması'nı onaylaması ise sözkonusu edilemezdi, zira Amerika anlaşmanın taraflarından değildi!

Bu memleketin tarihine, kültürüne ve varoluşuna muhalefet eden bazı sağcılarımız ile Lozan'ı ideolojik metâ haline getirmeye çalışan sâbık solcularımız oturup biraz okusalar ve birşeyler öğrenseler, eminim herşey çok daha başka olur!



LOZAN’IN GİZLİ PROTOKOLÜ-Murat Bardakçı’nın ORTALIK DA DOLAŞAN SÖYLENTİLERE GÖRE HAZIRLANMIŞ LOZAN PROTOKOLÜ



Lozan'ın, üzerinde 'çok gizli' yazan 21 maddelik bir ek protokolü vardır ve 24 Nisan 1923 günü imzalanmış olan anlaşmanın asıl maddeleri, işte bu bölümdedir!

Herkesin bildiği yayınlanmış maddelerin hükmünün sadece yüz seneliğine, yani geçici olduğu ifade edilir. Son maddede de anlaşmanın asıl hükümlerinin, imzalanmasının 100. yıldönümünde, yani 24 Nisan 2023'te yürürlüğe gireceği vurgulanır.

GİZLİ PROTOKOL(!)

Bendeniz, anlaşmaya taraf olan bir Avrupa ülkesinin devlet kasasında muhafaza edilen bu gizli protokolü, yani Lozan'ın bilinmeyen maddelerini bundan senelerce önce çok güçlü bir dostumun vasıtası ile okuyup notlar alma bahtiyarlığına erişmiş nâdir kişilerden biriyim.

Ama, yıllardır muhafaza ettiğim bu tarihî sır zamanla bana son derece ağır gelmeye başladı, taşıyamaz oldum ve bir başlangıç olarak, bazı maddeleri sizlerle paylaşmaya karar verdim... Bu kararı almamın ardında hem tarihe ve gerçeklere hizmet arzusu, hem de bir gazeteci sıfatıyla Lozan'ın aslını yayınlama önceliğine sahip bulunma hissi vardı... 

İşte, Lozan Anlaşması'nın gizli maddelerinden bazıları:

MADDE 2: Türkiye, Boğazlar üzerindeki hâkimiyetinden 24 Nisan 2023'ü 25 Nisan 2023'e bağlayan geceyarısı tamamen vazgeçecek ve bölge, anlaşmada imzası bulunan diğer devletlerin hâkimiyetialtına girecektir.

MADDE 7: Türkiye 24 Nisan 2023 tarihi itibariyle bütün yeraltı servetlerini ve doğal kaynaklarını kullanma hakkından feragat edecek, bu hak anlaşmada imza sahibi olan diğer memleketlerin olacaktır. İş bu maddeye ormanlar, madenler ve bütün enerji kaynakları da istisnasız dahildir.

MADDE 9: Türkiye, Fener Patrikhanesi'nin ekümenik olduğunu kabul edecektir.

Patrikhane 24 Nisan 2023'ten itibaren milletlerarası hükmî şahsiyete sahip olacak, Aya Yorgi Kilisesi merkez kabul edilerek 25 kilometre çapında ve Ayasofya'yı da içine alacak olan arazi bedelsiz olarak Patrikhane'ye devrolunacak ve burada daha sonra kurulacak olan Vatikan benzeri yeni devlet,geçmişin Bizans'ının hatırasını ihyâ edecektir.

MADDE 10: Ayasofya yeniden kilise hâline getirilecek ve Yeni Bizans Devleti'ne ait olacaktır.

MADDE 13: Hristiyan dünyasının organize edeceği her türlü misyonerlik faaliyeti serbest bırakılacak, Türkiye din değiştirmek isteyen vatandaşlarına her türlü desteği verecektir.

MADDE 17: Bu anlaşmanın imzalanmasından önce yürürlükte bulunan ama Türkler'in 1919 ile 1922 seneleri arasında sürdürdükleri silâhlı başkaldırı yüzünden uygulama imkânı kalmayan Sevr Anlaşması'nın bazı maddeleri de yine 24 Nisan 2023'ten başlamak üzere hayata geçirilecek; öncelik Ermenistan, Lâzistan ve Kürdistan projelerine verilecektir.

MADDE 21: İşbu anlaşma 24 Temmuz 1923 günü Lozan Palas Oteli'nin kömürlüğünde Türkiye Hariciye Vekili İsmet ile İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace George Montagu Rumbold tarafından gizli olarak imzalanmıştır.

YOKSA İNANDINIZ MI?

Lozan'ın nasıl kan ve gözyaşı ile dolu senelerin ardından ve hangi şartlar altında imzalandığını düşünmeyi bir türlü akıl edemeyip yıllardan bu yana "Lozan'ı zafer falan zannetmeyin, apaçık bir yenilgidir", "Bağımsızlık belgesi falan değil, Türkiye'yi ele geçirme planıdır", "İmzalanmasının üzerinden hele bir asır geçsin, bilmem nemizi işte o zaman göreceğiz"diye geveleyenler var ya...

Aslı astarı olmayan hayâlî bir gizli protokolün maddeleri imişçesine yukarıda yazdığım maddeleri bu zavallıların verdiği ilhamla uydurdum...

Ama uydurduklarım da birşey mi?

Bunlar "Lozan zafer değil, hezimettir" diye geveleyenlerin daldıkları rüyada saçmaladıklarının ve etraflarını sarmış birkaç zavallıyı da ikna ettikleri palavralarının yanında zemzemle yıkanmış gibi kalır!

Bizler, Sevr'i imzalayıp parsel parsel ülkeyi düşmana paylaştıranlar değil; onu yırtıp atıp Lozan'ı imzalayarak bugünkü Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlarız..!

LOZAN; bir milletin emperyalizme diz çöktürmesidir! Diplomasi tarihine geçmiş bu zafer mazlum milletlere tarih boyu ışık olmuştur.

95.Yıldönümü Kutlu olsun..! Bu ölümsüz mirası bize bırakanlarminnet ve rahmetle anıyorum selam olsun ..!



22 Nisan 2018 Pazar



23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
NE MUTLU ÇOCUK GİBİ SAF VE TEMİZ DÜŞÜNCELERİ OLANLARA DEYİNCE AKLIMA
23 NİSAN BAYRAMLARINI BİR ZAMANLAR KÖYLERDE BİLE KUTLANDIĞINI HATIRLAYAN VARDIR.

Eskiden köylerde her mahallede ilkokul olurdu. Benim köyüm de Talipli,Samugüney ve Dikmen köyün de 1950  ile 1990 yılları arasında 3 ilkokul vardı
 Hepsi kapandı şimdi köyümüzde 3 camimiz var ama ilkokulumuz yok çocuklarımız ilçe okullarına gidiyor
Öğretmenimiz yok ama İmamız var !
23 Nisan Bayramı gelince köy okullarında gayet güzel bayram yapılırdı.
Birinci sınıflar en önde, ikiler arkada, üçler, dörtler, beşler sıra olurdu.
İlkokuldaki siyah önlüklü beyaz yakalıklı kara lastikli, ellerinde bayraklarla, talebeler, öğretmen eşliğinde köyün meydanına kadar heyecanla yürüyüş yaparlardı.
Ne güzel günlerdi o eski bayram günleri, keşke eskiye dönüp, çocuk olabilsek diyoruz ama bırakın çocuk olmayı artık köylerde yaşlı insanlardan başkası kalmadı
Neden mi?
Fındık paraetmiyor tarım ve hayvancılık son yıllardaki devletin çiftçi,köylü ve hayvancılığa bakış acısı desteklenmemesi yüzünden  insanlar köylerin de ev geçindiremiyor..
 O yılar güzel yıllardı çocuklar vardı genç nufüs vardı fakirdik ama mutlu idik 23 Nisan ve diğer bayramlarda
Köy meydanında toplanan yaşlılar, çocukları elleri patlarcasına coşkuyla ve gururla alkışlarlardı.
Bayram yerinde talebeler öğretmen eşliğinde önce İstiklal marşını okur, sonra andımızı diğer milli marşları hep bir ağızdan söylerlerdi.
Bu gün artık andımızı bile okuyamaz duruma getirildik
Şiirler okunduktan sonra davul, gırnata veya kemençe eşliğinde yöresel oyunlar da oynanırdı.
Daha sonra okul talebeleri arasında koşular yapılır, yumurta yarışı, gözü kapalı yoğurt yedirme yarışması, çuval yarışması, mendil kapmaca, yağ satarım bal satarım oynarlardı.
Keşke bugünde o eski bayram günlerini safça ve neşeyle kutlayan masum çocuklar olarak kalabilseydik. Öyle değilmi?
Bu gün köylerimizin çocukları yok gençleri yok
onlar olmayınca okul da yok
işte yok olan okulun resimlerinden biri..



ama allaha şükürler olsun camimiz var
boş kalan kaderine terk edilen yüzlerce ev var
 kala kala her köyde bir kaç ev kaldı onlarda da emekli olup tekrar köyüne ölümü beklerken elim ayağım tutarken yürüyebilenler bari camiye gideyim ahiretliğini garantiye almaya çalışan  artık köyün yaşlıları olan insanlar kaldı
 ha birde köy imamları var asgari ücretin 2,5 katı ücret alan lojman tahsis edilmiş kalan 3-5 kişiye 5 vakit namaz kıldırmak ve bulabilirse son kalan ailelerin çocuklarına kuran kursunda ders verdiğiniz zannettiğiniz ama esas amacın farklı olduğunu çoğunuzun bilmediği veya bilmek istemediği imamlarımız..
Köy enstsütilerinin kaldırılmasını kim istedi ise işte onlar köy okullarını dibine dinamit yerleştirenler zamanı gelince patlatıp yok edenler ..köy okullarına aynı kafalar yok etti ilimi bilimi aydınlanmayı yok ettiler..
Bu okullarda o yörenin çocukları yetişirken hem yöresinin hizmetinde olacak hem de ilim ve bilim öğretecek di şimdi ne öğretiyorlar çocuklarımıza başta ölümü,cennet ve cehennemi uydurulmuş binlerce hadisi Allahın kitapın da öğütlerini hiçe sayarak insanları kategorilere ayırıp şeyhlere efendilere biat eden bir nesil yetiştirmeye çalışıyorlar
Beş vakit namaz kılıcaksın,hacca gideceksin,zekat vereceksin,oruç tutacaksın  kelime-şaadet bunlar islamın farzları








Peki o farzlara uyan insanlar bunları uygularken içindeki vicdanını nereye koyuyor acaba son  50 yıldır insanlarımıza o kadar çok dini konu da bilgi veriliyor da neden toplumumuzun yetişen nesli vurduymaz çevreyi kirleten her türlü ahlaksızlığı  yapan hırsızlık ve yolsuzluğun normal karşılandığı bir ülke olduk ..
Dünya da yılda 11 milyon ton plastik artık okyanuslara ve denizlere atılıyor her gün çevre gönüllüleri Türkiyemizin denizlerinden tonlarca plastik madde topluyor
Kuşlar ve deniz hayvanları plastik parçaların yem sanıyor ve yemeye çalışıyor. Binlerce kuş ve deniz canlısı plastik yiyerek açlıktan ölüyor.
Türkiye'de plastik sorunu yaşanıyor. Denizlerimiz ve kıyıları, mesire yerleri, yol kenarları plastik çöplerden mangal yapanların kömürlerini ağaç diplerine çekirdek yiyenlerin çekirdek kabuklarını sanki arkasında hizmetçileri varmış gibi olduğu yere  bırakanlar dan geçilmiyor.
Ormanlarımız çöp ve molozlarını dökme alanı olmuş rant uğruna turistik yöredeki ormanlar yapılaşmaya açmak için yangınlar la yok ediliyor oysa gelecek neslin akçiğerlerini yok olduğunu bilmek istemiyorlar..
Türklerin, Tengri Dini döneminde "çevreye ve insana saygı duyma" kültürü kaybolmuş. Arapların "her şeye saygısız kültürü" yerleşmiş.
Aradan geçen binlerce  yıl sonra yaşamakta olduğumuz olaylar,
Türk kültürünün evrensel yüceliğini gösteriyor.
Türk olmanın gururunu yaşatıyor.
Bir an önce "arap kültüründen kurtulmamız ve orijinal kültürümüzü egemen kılmamız" gerekiyor.
En önemlisi bu ülkenin kurucusu olan Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun yaptıkları bu ülkenin gelecek nesline unutturulmak isteniyor
Neler mi yapıyorlar?
23 nisan,ulusal egemenlik ve Çocuk bayramını
19 mayıs gençlik ve spor bayramını
30 ağustos zafer bayramını
29 ekim Cumhuriyet bayramını  
Kutlanmalarını  önlemek için her türlü zorluğu çıkartmak
Andımızı kaldırmak
TC ibarelerini kaldırmak
Atatürk ismi verilmiş başta staat lar olmak üzere diğer kuruluşları yok pahasına satmak yıkıp yerine yenisini yapıb adını değiştirmek.
Atatürk din düşmanı göstermek
Atatürk zamanında yapılmış tüm kurum ve kuruluşları fabrikaları yok pahasına satmak
Osmanlı devletini yıkan bir insan olarak göstermek
Osmanlı da insanlar bir kısmı saray erkanı ve etrafındakiler  ihtişam ve debdebe ile yaşarken Osmanlıya teba yapılan halk sultanın kulu vazifesi görevini üstlenmiş askerlik yapmak tarımla uğraşmak hayvancılık yapmak zorunda bırakılan bir biat toplumu oluşmuştu..
 Arap dili ve geleneklerine uygun Türklüğün kaybolduğu bir devlet idi
Şimdi bu devlet üzerinden din üzerinden insanların manevi duygularını istismar ederek bir Arap sevdalığı olan devlet şeklini uygulamaya çalışanlar İran,Afganistan,Pakistan,Endenozya, yemen gibi ülkelerdeki erkek hegomanyasının egemen olduğu kadının adının olmadığı şeriat hükümlerinin hakim olduğu biat toplumu yaratmak istiyorlar..
Atatürk gençliğe hitapı aklıma gelir nasıl da tam bu günleri anlatıyor değil mi
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927)

EY TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN ÇOCUKLARI
TÜRKİYE NİN GELECEK NESLİN ÖNCELERİ ATATÜRK’ÜN SİZLERE EMANETİ OLAN 23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMLARINI KUTLAMAK İÇİN
ATATÜRK’Ü UNUTMAYIN UNUTTURMAYIN OKUYUN BEYİNLERİNİZE BAŞKALARINI HÜKMETMESİNE RAZI OLMAYIN.
VATAN ,BAYRAK,TÜRKLÜK TARTIŞILMAZ DEĞİŞTİRİLMEZ
T.C.MİLLİ DEĞERLERİNİ TARTIŞMAYA AÇANLAR TARTIŞANLAR TÜRK DEĞİLDİR ART NİYATLİDİR
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
NE MUTLU ÇOCUK GİBİ SAF VE TEMİZ DÜŞÜNCELERİ OLANLARA
TÜM DÜNYA ÜLKEMİZİN ÇOCUKLARININ KÖY OKULLARI VE KÖY ENSTİSÜTÜLERİNİN TEKRAR AÇILMASI DİLEĞİ İLE.
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE  ÇOCUK BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Necdet KONYA








4 Nisan 2018 Çarşamba



Emirgan Korosu
Emirgan Parkı (Türkçe: Emirgan Korusu veya nadiren Emirgan Parkı), İstanbul'un Sarıyer semtindeki Emirgan mahallesinde, Boğaz'ın Avrupa kıyısındaki tarihi bir kentsel parktır. İstanbul'daki en büyük halka açık parklardan biridir.

Bizans döneminde, bugün parkın bulunduğu alanın tamamı selvi ağaçları ile kaplanmış ve "Kiparades" veya "Selvi Ormanı" olarak biliniyordu. 16. yüzyılın ortalarında ıssız arazinin Osmanlı İmparatorluğu'nda rütbeli bir Lord Şansölyesi olan Nişancı Feridun Bey'e verildiği "Feridun Bey Parkı" olarak bilinir.
17. yüzyılda Osmanlı padişahı IV. Murad (1623-1640), mülkünü hiçbir direniş olmadan kuşatılmış kalesini teslim eden Safevi bir Pers komutanı Emir Gûne Han'a sundu ve onu tekrar İstanbul'a götürdü.






Feridun Bey Parkı" adı, "Emirgün" olarak değiştirildi  ve zamanla "Emirgan" a dönüştü.
Yüzyıllar boyunca, mal sahibi birkaç kez değişti ve 1860'lı yılların sonuna kadar, Hicri İsmail Paşa (1863-1879 hükümdarlığı), Mısır'ın Mısır valisi ve Sudan'a aittir. Bölge, Boğaz'ın kıyısında inşa ettiği büyük bir ahşap yalıın arka bahçesi olarak kullanılmıştır. Dahası, hâlâ var olan park alanı içinde üç ahşap koru evi  inşa etti.
Khedive ailesinin mirasçıları, 1930'larda mülkleri satmışlardı. Zengin bir Türk silah satıcısı olan ve park alanlarını destekleyen üç Türk askeri Satvet Lütfi Tozan'a, daha sonra 1940'larda Vali ve Belediye Başkanı Lütfi' Kırdar ofis olarak kullandı (1938-1949).
Emirgan Parkı'nda bir çeşme ile gölet
Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sahip olunan ve yönetilen park, bir yamaçta 117 dönüm (470.000 m2)  ve yüksek duvarlarla çevrelenmiştir.
İki dekoratif gölet ile parkın içinde 120'den fazla türün bitkileri vardır. Parkın florasının en önemli nadir ağaçları şunlardır: Taş Çam, Türk çamı, Halep Çamı, Mavi Çam, Doğu Beyaz Çam, Maritime Çamı, Japon Sediri, Norveç Ladin, Mavi Ladin, Atlas Sedir, Lübnan Sediri, Himalaya Sediri, Kayın, Kül ağacı, Sapindus, Babil Söğüt, Macar Meşe, Colorado Beyaz Köknar, Maidenhair ağacı, California tütsü-sedir, Kıyı Sekoyası ve Kafur Ağacı.
Birçok koşu parkuru ve piknik masası, Emirgan Park'ı özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde yerel halk için çok popüler bir rekreasyon alanı haline getirmektedir. Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk gibi dış renklerinin ardından çağrılan üç tarihi köşk, 1979-1983 yılları arasında Türkiye Otomobil ve Otomobil Kulübü'nün CEO'su Çelik Gülersoy tarafından restore edilerek halka açıldı. kafeterya ve restoran olarak halkın kullanımına sunuldu..
Emirgan Parkı, adını Osmanlı İmparatorluğu'nun bir çağına (1718-1730) veren geleneksel çiçek olan lale ile yakından ilişkilidir. 1960'larda Emirgan Parkı'nda kentin lale yetiştiriciliği geleneğini canlandırmak için özel bir bahçe kuruldu.
2005 yılından bu yana her Nisan ayında bir yıllık uluslararası lale festivali düzenleniyor ve bu çiçeklerle bu parkı çekici ve çok renkli hale getiriyor. 





Pembe köşk
Khedive İsmail Paşa tarafından yaptırılan parkın üç köşkünden biri olan Pembe Köşk (Türkçe: Pembe Köşk), iki katlı, tipik bir Osmanlı evidir. Dışının orjinal rengi olan cranesbill çiçek pembesinin ardında isimlendirilen pavyon, tarihinin ihtişamını güzel süslemelerle yansıtmaktadır.
Köşk, hafta sonları kafeterya olarak kullanılıyor. Ayrıca, sözleşmeler ve düğün törenleri için kullanılabilir. Yaz aylarında, tesis 500 kişiye kadar 500 kişi kapasiteli kokteyller için uygundur. Kış aylarında, 150 kişiye kadar gruplar servis edilebilir. 















Sarı köşk
Sarı Köşk (Türkçe: Sarı Köşk), 1871-1878 yılları arasında Khedive İsmail Paşa tarafından av köşkü ve misafir evi olarak inşa edilen bir dağ evi biçimindeki büyük ahşap bir konaktır.
Parkın merkezinde yer alan ve Boğaz'a bakan iki katlı bir konak, bir balkon, bir teras ve bir bodrum, 400 m2'lik bir alan üzerine inşa edilmiştir Alt katta dört oda, bir salon ve bir mutfak, üst katta ise üç oda ve bir salondan oluşmaktadır.  Yerleşim düzeni, geleneksel Osmanlı evinin mimarisini, birçok oturma odasının çevrelediği bir salon ile yansıtmaktadır. Tavandaki ve duvarlardaki süslemeler, mahkeme mimarı Sarkis Balyan'ın eseriydi. Tavanlar yağlı boyalı çiçek figürleri ve olağanüstü oymalar ile cepheler ile zenginleştirilmiştir. Yüksek kapı ve pencerelerin yanı sıra parlak renklerdeki iç mekan dekorasyonları da o dönemin ihtişamını yansıtmaktadır. Köşkün yanında kuzeydoğuda bir gölet bulunmaktadır.
Sadece en başından itibaren mal sahipleri tarafından kullanılan köşk  1980'lerin başında dört ay içinde restore edilmiş, antikalarla döşenmiş ve bir kafeterya olarak halka açılmıştır. Parkın ana üssü olan Sarı Köşkü, 1997'den beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin turizm şirketi Beltur tarafından yürütülmektedir. 



























Beyaz köşk
Beyaz köşk Khedive İsmail Paşa tarafından yaptırılan Emirgan Parkı içindeki üçüncü konaktır. Sarı Pavyon'dan sadece 150 m uzaktadır. İki katlı ahşap bina neo-klasik tarzın mimari özelliklerini taşımaktadır.
Konak, gündüzleri kafeterya, akşamları ise Türk-Osmanlı mutfağının bir lokantası olarak kullanılmaktadır.














































Emirgan Korosu
Emirgan Parkı (Türkçe: Emirgan Korusu veya nadiren Emirgan Parkı), İstanbul'un Sarıyer semtindeki Emirgan mahallesinde, Boğaz'ın Avrupa kıyısındaki tarihi bir kentsel parktır. İstanbul'daki en büyük halka açık parklardan biridir.
Bizans döneminde, bugün parkın bulunduğu alanın tamamı selvi ağaçları ile kaplanmış ve "Kiparades" veya "Selvi Ormanı" olarak biliniyordu. 16. yüzyılın ortalarında ıssız arazinin Osmanlı İmparatorluğu'nda rütbeli bir Lord Şansölyesi olan Nişancı Feridun Bey'e verildiği "Feridun Bey Parkı" olarak bilinir.
17. yüzyılda Osmanlı padişahı IV. Murad (1623-1640), mülkünü hiçbir direniş olmadan kuşatılmış kalesini teslim eden Safevi bir Pers komutanı Emir Gûne Han'a sundu ve onu tekrar İstanbul'a götürdü.

 "Feridun Bey Parkı" adı, "Emirgün" olarak değiştirildi  ve zamanla "Emirgan" a dönüştü.
Yüzyıllar boyunca, mal sahibi birkaç kez değişti ve 1860'lı yılların sonuna kadar, Hicri İsmail Paşa (1863-1879 hükümdarlığı), Mısır'ın Mısır valisi ve Sudan'a aittir. Bölge, Boğaz'ın kıyısında inşa ettiği büyük bir ahşap yalıın arka bahçesi olarak kullanılmıştır. Dahası, hâlâ var olan park alanı içinde üç ahşap koru evi  inşa etti.
Khedive ailesinin mirasçıları, 1930'larda mülkleri satmışlardı. Zengin bir Türk silah satıcısı olan ve park alanlarını destekleyen üç Türk askeri Satvet Lütfi Tozan'a, daha sonra 1940'larda Vali ve Belediye Başkanı Lütfi' Kırdar ofis olarak kullandı (1938-1949).
Emirgan Parkı'nda bir çeşme ile gölet
Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sahip olunan ve yönetilen park, bir yamaçta 117 dönüm (470.000 m2)  ve yüksek duvarlarla çevrelenmiştir.
İki dekoratif gölet ile parkın içinde 120'den fazla türün bitkileri vardır. Parkın florasının en önemli nadir ağaçları şunlardır: Taş Çam, Türk çamı, Halep Çamı, Mavi Çam, Doğu Beyaz Çam, Maritime Çamı, Japon Sediri, Norveç Ladin, Mavi Ladin, Atlas Sedir, Lübnan Sediri, Himalaya Sediri, Kayın, Kül ağacı, Sapindus, Babil Söğüt, Macar Meşe, Colorado Beyaz Köknar, Maidenhair ağacı, California tütsü-sedir, Kıyı Sekoyası ve Kafur Ağacı.
Birçok koşu parkuru ve piknik masası, Emirgan Park'ı özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde yerel halk için çok popüler bir rekreasyon alanı haline getirmektedir. Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk gibi dış renklerinin ardından çağrılan üç tarihi köşk, 1979-1983 yılları arasında Türkiye Otomobil ve Otomobil Kulübü'nün CEO'su Çelik Gülersoy tarafından restore edilerek halka açıldı. kafeterya ve restoran olarak halkın kullanımına sunuldu..
Emirgan Parkı, adını Osmanlı İmparatorluğu'nun bir çağına (1718-1730) veren geleneksel çiçek olan lale ile yakından ilişkilidir. 1960'larda Emirgan Parkı'nda kentin lale yetiştiriciliği geleneğini canlandırmak için özel bir bahçe kuruldu.
2005 yılından bu yana her Nisan ayında bir yıllık uluslararası lale festivali düzenleniyor ve bu çiçeklerle bu parkı çekici ve çok renkli hale getiriyor.

Sarı köşk
Sarı Köşk (Türkçe: Sarı Köşk), 1871-1878 yılları arasında Khedive İsmail Paşa tarafından av köşkü ve misafir evi olarak inşa edilen bir dağ evi biçimindeki büyük ahşap bir konaktır.
Parkın merkezinde yer alan ve Boğaz'a bakan iki katlı bir konak, bir balkon, bir teras ve bir bodrum, 400 m2'lik bir alan üzerine inşa edilmiştir Alt katta dört oda, bir salon ve bir mutfak, üst katta ise üç oda ve bir salondan oluşmaktadır.  Yerleşim düzeni, geleneksel Osmanlı evinin mimarisini, birçok oturma odasının çevrelediği bir salon ile yansıtmaktadır. Tavandaki ve duvarlardaki süslemeler, mahkeme mimarı Sarkis Balyan'ın eseriydi. Tavanlar yağlı boyalı çiçek figürleri ve olağanüstü oymalar ile cepheler ile zenginleştirilmiştir. Yüksek kapı ve pencerelerin yanı sıra parlak renklerdeki iç mekan dekorasyonları da o dönemin ihtişamını yansıtmaktadır. Köşkün yanında kuzeydoğuda bir gölet bulunmaktadır.
Sadece en başından itibaren mal sahipleri tarafından kullanılan köşk  1980'lerin başında dört ay içinde restore edilmiş, antikalarla döşenmiş ve bir kafeterya olarak halka açılmıştır. Parkın ana üssü olan Sarı Köşkü, 1997'den beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin turizm şirketi Beltur tarafından yürütülmektedir.  
Pembe köşk
Khedive İsmail Paşa tarafından yaptırılan parkın üç köşkünden biri olan Pembe Köşk (Türkçe: Pembe Köşk), iki katlı, tipik bir Osmanlı evidir. Dışının orjinal rengi olan cranesbill çiçek pembesinin ardında isimlendirilen pavyon, tarihinin ihtişamını güzel süslemelerle yansıtmaktadır.
Köşk, hafta sonları kafeterya olarak kullanılıyor. Ayrıca, sözleşmeler ve düğün törenleri için kullanılabilir. Yaz aylarında, tesis 500 kişiye kadar 500 kişi kapasiteli kokteyller için uygundur. Kış aylarında, 150 kişiye kadar gruplar servis edilebilir.
Beyaz köşk
Beyaz köşk Khedive İsmail Paşa tarafından yaptırılan Emirgan Parkı içindeki üçüncü konaktır. Sarı Pavyon'dan sadece 150 m uzaktadır. İki katlı ahşap bina neo-klasik tarzın mimari özelliklerini taşımaktadır.
Konak, gündüzleri kafeterya, akşamları ise Türk-Osmanlı mutfağının bir lokantası olarak kullanılmaktadır.
Önemli hatırlatma : Boğaz yolunu kullanarak araçları Beşiktaş veya Sarıyer tarafından gelen araç sürücüleri sakın Sakıp sabancı müzesinin yanından veya emirgan otobüs durağından yukarı çıkan emirgan korusu yazan tabelaya aldanmayın oradan girişe müsade edilmiyor
Beşiktaş dan veya sarıyer den gelen araçsürücüleri İstinye gelmeden burun da TFF binasının olduğu ana cadde beşitaş dan gelenler yolun solunda İstinye tarafından gelenler için Yolun sağında tek yön emirgan korosuna giden bir yol var oradan parkın içindeki otoparka girmek için müsade ediyorlar pempeköşk ‘ün yanından yukarıdaki otoparklara yönlendiriyorlar bilgilerinize..